Gazeteci Krupa Padhy’nin dil bilimcilerle birlikte yürüttüğü çalışma, hızlı öğrenmenin mümkün olabileceğini ancak gerçek akıcılığın çok daha uzun bir süreç gerektirdiğini gösterdi.
Dilbilim ve bilişsel bilim alanında çalışan akademisyenlerle yapılan deneyde, katılımcı altı gün boyunca her gün 30 dakikalık görevler tamamladı. Çalışma, yabancı bir ortama bırakılan bir kişinin yeni bir dili doğal yollarla çözümleme sürecini simüle edecek şekilde tasarlandı. Araştırmada beynin tekrar eden kelime ve yapı kalıplarını istatistiksel olarak analiz ederek anlam çıkarma becerisi ölçüldü.
Portekizce üzerine yapılan bölümde, duyulan ifadelerin görsellerle eşleştirilmesi istendi ve birkaç gün içinde yüksek doğruluk oranlarına ulaşıldı. Araştırmacılar, daha önce öğrenilmiş dillerin benzer kalıpları tanımada avantaj sağladığını belirtti. Mandarin bölümünde ise tonlama farklılıklarının öğrenme sürecini zorlaştırdığı görüldü. Buna rağmen denemeler ilerledikçe başarı oranlarında belirgin artış kaydedildi.
Uzmanlara göre beynin yeni dil yapılarını kısa sürede tanıyabilmesi mümkün olsa da gerçek anlamda akıcı konuşma için uzun süreli maruz kalma, etkileşim ve geri bildirim gerekiyor. Yoğun eğitim programlarında bile temel mesleki yeterlilik seviyesine ulaşmanın aylar sürdüğüne dikkat çekiliyor.
Gelişen teknoloji, sohbet robotları ve sanal uygulamalar dil pratiğini kolaylaştırsa da araştırmacılar, kültürel inceliklerin ve deyimsel ifadelerin tam anlamıyla öğrenilebilmesi için insan etkileşiminin vazgeçilmez olduğunu vurguluyor. Bir dili konuşabilmek ile o dili tüm nüanslarıyla anlayabilmenin farklı beceriler olduğu belirtilirken, gerçek yeterliliğin zaman içinde edinildiği ifade ediliyor.